Prof.Dr.Yusuf Kalko yaşam ve ölüm arasını...

Prof.Dr.Yusuf Kalko yaşam ve ölüm arasını anlattı

Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Yusuf Kalko, yaptığı ameliyatlar sonrasında yaşadığı hisleri okuyucuylarıya paylaşmayı sürdürüyor.

Prof.Dr.Yusuf Kalko yaşam ve ölüm arasını anlattı

Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Yusuf Kalko, yaptığı ameliyatlar sonrasında yaşadığı hisleri okuyucuylarıya paylaşmayı sürdürüyor.

Prof.Dr.Yusuf Kalko yaşam ve ölüm arasını anlattı
27 Ağustos 2018 - 13:28

Sayısız ameliyata giren ve büyük tecrübe sahibi olan Kalko, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi tecrübelerine dayanarak kaleme aldı. Doktor olması nedeniyle birçok hikayeye tanık olduğunu ifade eden Kalko, dünyanın tek gerçeğinin ölüm olduğunu belirterek "Biz doktorlar Azrail'le yarışıyoruz" şeklinde espri yaparak ölümle ilgili bakış açısını şu sözlerle anlattı:       

"Dünyanın tartışmasız, kesin ve tek gerçeği nedir sizce? Aile mi, eş mi, dost mu, sevgili mi, sevgi mi, aşk mı? Tüm bunlar hepimize bahşedilen çok büyük değerler ancak hayatın ve dünyanın tek gerçeği var. O da ÖLÜM… Onun dışındaki her şey, her an bize bu hayatta verilen armağanlardan ibaret. Bize düşen tek şey aslında bu armağanlara sahip çıkmak ve değerini bilmek… Ancak onu da başardığımız söylenemez.
“Hocam daha güzel şeylerden bahsedemez misin, içimiz karardı şimdi” mi dediniz? Ne ölümü” mü dediniz?
 
Düşündüm ve en iç açıcı konunun bu olduğuna karar verdim. Ölümden bahsetmek istedim. Neden mi? Buna gerçekten ihtiyacımız var, bunu birbirimize sık sık hatırlatmaya gerçekten ihtiyacımız var. Belki daha sık hatırlatarak bakış açımız değişir. Belki biz değişirsek dünyamız değişir. Yaşadığımız hayatın ne kadar kısa olduğunu, hepimizin yolcu olduğunu, çok zamanımızın olmadığını ve onu sevgi ile geçirmemiz gerektiğini hatırlarız diye düşündüm. 
 
Bugün bu yazıyı okumadan önce kafanızda hangi düşünceler vardı? Belki, haftaya ödenmesi gereken yüklü bir borç… Belki yapılacak önemli bir iş toplantısının stresi… Belki ayrılık öncesi döktüğümüz gözyaşı ve kalp ağrısı… Belki bir hasta için çaresizce ve umutla edilen dua… Belki bir kayıp sonrası dökülen gözyaşı… Belki karşılık bulmayan bir aşk için yakarış… Belki şöyle, belki böyle… Ya geçmişteki keşkelerle ya da geleceğe dair muammalarla boğuşuyoruz. Oysa değerli olan ‘şu an’ı unutuyoruz. Ölüm bu kadar gözümüzün önünde, burnumuzun dibindeyken biz hala yarının kaygısını duyabiliyoruz.
‘Ölüm daima gözünün önünde olsun, o zaman asla adi endişelere düşmezsin ve hiçbir şeyi fazla hırsla arzu etmezsin’
diyor Epictetos.
 
Biz doktorlar özellikle de bizim gibi branşlarda uğraşan cerrahlar ölümle çok sık karşılaşıyor ya da Azrail’le çok mücadele ediyoruz. Azrail’le mücadele dediysem lafın gelişi, yazıldıysa ona galip gelmek diye bir şey söz konusu değil tabi. Ameliyatlarda ettiğimiz hayat kurtarma mücadeleleri benim kast ettiğim. Öyle anlar oluyor ki 100 yaşını geçmiş ‘yapacak bir şey yok’ dediğimiz hastayı kurtarıyoruz, öyle anlar oluyor ki tabiri caizse ölümden döndürdüğümüz hasta her şey yoluna girmişken aramızdan aniden ayrılabiliyor. Hayat garip işte… Ölüm daha da garip…
 
Garip diyorum çünkü ilk annemle fark ettiğim bunu. Hiç beklemediğimiz anda aniden ayrılmıştı aramızdan. Ne kadar kolay söylemesi ‘hiç beklemediğimiz anda’ diye. Ben bile bunu hala söyleyebiliyorum. Oysa ölüm için her an beklenen andır. Hayat bunu bana öğretti ama dilim sürçüyor yine de. Rahmetli annem kanser şüphesi ile biyopsi için girdiği ameliyat sonrası yoğun bakıma alındı ve oradan maalesef sağlıklı ve sağ olarak çıkamadı. Bahsetmiştim bundan. Öleceğini hissetti ama çok önceden. Çok ilginçtir ölümüne 5-6 ay kala sohbet ederken bana,” Oğlum Kuran’ımın arasında param var haberin olsun. Ben ölünce adıma çeşme yaptırın gibi şeyler söylemeye başlamıştı. Son günlerinde de hastane odasında uzun uzun beni, kardeşlerimi, torunlarını izlediğini fark ettim. Gözleri adeta dile gelmişti. Sanki,” Ben bir daha size bakamayacağım. O yüzden uzun uzun bakıyorum” der gibiydi. Gözünden yaş süzülürdü o bakışla beraber,” Doyamadım” der gibiydi.
Rahmetli annemi kaybettikten sonra ölüme karşı bakış açım da değişti. Doktor dilinde ‘eks’ olmaktan çıktı bu gerçeklik benim için.
 
Eski bir hastamın anneannesi şuuru kapalı olarak getirilmişti bir gün hastaneye. Bacağına ve beynine pıhtı atmış. Beynindeki pıhtıdan dolayı bilinci kapalıydı. Bacağını kaybetme tehlikesi vardı ama başarılı bir ameliyatla kurtarmayı başardık bacağı. Vizitte yanına gittim bacağı iyi durumdaydı ama şuuru hala kapalıydı. Odasından çıkarken tuhaf bir şekilde gülümsedi ve bana el salladı. Hem şaşırdım hem mutlu oldum. Ağrısı dindi kadıncağız konuşamıyor ama bana el sallıyordu. Sevgi böyle ilahi bir duygu dedim. Odadan çıktım diğer hastalara bakmak için vizite devam edecektim ki, koridorun sonuna varmadan hemşire seslendi,” Hocam koşun hastanın kalbi durdu” dedi. Sonrasında yapılan tüm müdahalelere rağmen kaybettik teyzeyi.
 
Yine eski bir hastamda yaşadım benzer olayı. 7 yılda 3-4 kere sağ ayağını kesilmekten kurtarmıştım. Bu sefer sol ayağı kangren olmuş. Ameliyat başarılı geçti ayağını yine kurtardık ama ilave başka hastalıkları vardı. Kalbi ve böbrekleri kötüydü. Rutinde gün içerisinde hastaları mutlaka üç kere görürüm.
Vizitte yanına gittiğimde,” Yusuf bey eşimi ve oğlumu çok özledim” dedi bana.
İkisini de kaybetmiş. “Eşim beni çok severdi biliyor musun? Dün geceden beri yanımda” dedi.
Hastane psikolojisi diye düşündüm önce. Akşama doğru böbrek ve kalp yetmezliğinden yoğun bakıma alınmış. Sonra da kaybedildi.
 
Biz cerrahlar bazen ummadığımız hastaları kurtarıyoruz bazen de ummadığımız hastaları kaybedebiliyoruz. Dediğim gibi ölüm bir gerçek ve yazılanın bozulma imkanı yok. Biz de hayat kurtarma hikayelerinde vesileyiz sadece. Üzerimize düşeni sonuna kadar yapıyoruz ama sonrası takdiri ilahi. Ama yaşanmışlıklar insanın duygularını da etkiliyor. Bir hastane odasında anne ve babayı kaybedince artık kaybettiğin hastana da sıradan bir ‘eks’ gözü ile bakamıyorsun. Hasta yakını ile ağlıyor, hasta yakını ile beraber üzülüyorsun. Biliyorsun her şeyi yaptın, hasta yakını da biliyor. Ama hayatın gerçeğini değiştiremeyeceğini de öğrenmiş oluyorsun böylelikle. Her türlü yarayla mücadele edebileceğini, ayağı kurtarabileceğini, felci döndürmek için terler dökeceğini, hep daha iyisini yapmak için gece gündüz demeden çalışacağını biliyorsun ama o gerçeği değiştiremeyeceğini de biliyorsun. Cerrah olarak canla başla hastanın hayatını kurtarmak için uğraşıyorsun ama son sözü Yaradan söylüyor. Sayısız hayat kurtarma hikayesinin içinde bir kahraman olurken bazen de kayıplarla beraber ağlayan bir aile babası, kardeş, evlat, ya da aile dostu olabiliyorsun.
 
Yazıyı okumaya başlamadan önce kafanızdaki düşünceleri sormuştum. Önümüzdeki hafta için ödenmesi gereken büyük bir borcunuz mu var? Çok önemli bir toplantı için harıl harıl hazırlanıyor musunuz? Ayrılık acısı mı yaşıyorsunuz? Biri hakkınızı yedi ve üzülüyor musunuz? Malınıza mı el konuldu? Sevdiğiniz kız ya da çocuk başkasına mı gitti? 
Bir an için bunların hepsini unutalım bence. Yanımızda kim varsa sarılalım. Ölümün olduğu bu dünyada hiçbir şey sevdiklerimizden daha ciddi ve öncelikli değil. Şu an onlara sarılmazsak yarın buna fırsatımız olmayabilir. Şu an sevdiğimizi söylemezsek yarın buna fırsatımız olmayabilir. Şu an affetmezsek yarın buna fırsatımız olmayabilir. Hepimiz aynı hatayı yapıyoruz. Dalıp gidiyoruz dünya derdine. Her günü bir kısırdöngü içinde birbirinin aynı şekilde yaşayıp tüketiyoruz. Oysa ne diyor Tasavvuf üstadı Şems,” Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli”
Hayattan daha mutlu ayrılmak sevdiklerimizi daha mutlu uğurlamak için ise olabildiğince sevmeli.


 
YUSUF KALKO KİMDİR?
Kars'ın Kağızman ilçesinde 1970 yılında doğan Prof. Dr. Yusuf Kalko; ilk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamladıktan sonra 1987 yılında Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümünü kazandı. 1987-1988 yılları arasında aynı üniversitenin Yabancı Diller Yüksek Okulu'nda İngilizce hazırlık okudu.
Yusuf Kalko, Kimya Mühendisliğinde okurken 1988'de ideali doğrultusunda tekrar sınava girerek bu kez Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanarak tıp eğitimine başladı. 1994 yılında "Tıp Doktoru” unvanını aldı.
 
Kastamonu Taşköprü Merkez Sağlık Ocağı’nda pratisyen hekim olarak çalışırken " Halk Sağlığı” ve "Koruyucu Hekimlik” konusunda tecrübe kazandı. 1995 yılında girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavıyla Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimini İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana bilim Dalında almayı tercih etti. Eğitimi süresince ;
- Konjenital Kalp Cerrahisi
- Yetişkin Kalp Cerrahisi
- Periferik Damar Cerrahisi
- Acil Disekan Aort Cerrahisi ve diğer Anevrizmalar konusunda geniş uygulama imkanına sahip oldu.
 
Asistanlık döneminde tez konusunu "Büyük Arter Transpozisyonunda Arteriyel Switch Prosedürü ile Anatomik Korreksiyon: Erken Dönem Sonuçları” isimli perspektif klinik araştırmaya dayalı projeden belirledi. Tez çalışmasını uzmanlık eğitiminin 6’ıncı yılında tamamlayan Yusuf Kalko, 15 Haziran 2011 tarihinde girdiği uzmanlık sınavında başarılı olarak "Kalp Damar Cerrahisi” alanında "Uzman” unvanını almaya hak kazandı.
 
Ekim 2001-2010 tarihleri arasında Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma hastanesi Kalp Damar Cerrahi Kliniğinde Uzman olarak görev yaptı. Girdiği Doçentlik Sınavında başarılı olarak 08 Ocak 2009 tarihinde "Doçent” unvanı aldı.
 
Prof. Dr. Yusuf Kalko, 15 Nisan 2010 – 31 Ocak 2017 tarihleri arasında İstanbul Özel Bahçelievler Medical Park Hastanesi'nde "Aort ve Periferik Arter Cerrahisi Sorumlu Hekimi” olarak görev yaptı.
 
Prof. Dr. Yusuf Kalko 1 Şubat 2017 tarihi itibari ile İstinye Üniversitesi Bahçeşehir Liv Hastanesinde “Periferik Damar Cerrahisi Sorumlu Hekimi” olarak görevine başladı.
 
İhtisas eğitimine başladığı Kasım 1995 tarihinden bu yana yayımlanmış veya kabul yazısı mevcut toplam 20 uluslararası ve 30 ulusal yayını bulunmaktadır. Uluslararası yayınların 3 tanesi 2001 ve öncesi (asistanlık dönemi) yapılmış olup 2002 ve 2003 yıllarında yayınlanmış, 18 tanesi ise daha sonraki uzmanlık dönemine aittir. Uluslararası yayınların 11 tanesinde 1. isim, 4 tanesinde 2. isim, 4 tanesinde ise 3. isim, 1 tanesinde de 4. isim, 1 tanesinde 7. isim olarak yer aldı. Uluslararası yayınların 13 tanesi "orjinal makale”, 4 tanesi deneysel çalışma ve 4 tanesi "vaka takdimi” şeklindedir. İhtisas eğitimine başladığı Kasım 1995 tarihinden bu yana uluslararası ve ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında basılan toplam 142 bildirisi bulunmaktadır. Bu bildirilerin 34 tanesi uluslararası toplantılarda, 108 tanesi ulusal toplantılarda sunulmuştur.


Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Okul öncesi eğitim çalıştayı yapıldı
Okul öncesi eğitim çalıştayı yapıldı
Başkan Yılmaz, Bakan Selçuk ile fabrika ziyareti yaptı
Başkan Yılmaz, Bakan Selçuk ile fabrika ziyareti yaptı